Kahve ve Aşk Üzerine
30.01.2019
Geceleri daha sessizdir mutfak. Her dokunulan objenin sesi
daha belirgin gelir kulağa. Tıpkı aklımızda dolanan düşüncelerin seslerinin daha
da belirginleşip kendini filizlendirmesi gibi...
Geceleri uyumamaktan yanayım çünkü insan en çok bu
saatlerde kendini tanır. Bundandır ki saat gecenin ikisi olmasına rağmen
kendime sade bir türk kahvesi yapmak üzere mutfaktayım.
*
Sevgilimle yaşadığım zamanlarda bu mutfakta hem kahve
pişirir hem de çay demlerdim.
Eskiden bu evde arka fonda çalan müziğin haricinde fikirlerini
beyan eden tok bir erkek sesi olurdu ve ben kendi fikirlerimi susturup onun
fikirlerini dinlemeyi öğretirdim kendime. Şimdilerde iç sesim ve devamlı çalan
arka fon müziği var hayatımda. Şimdilerde bu evde sadece kendi fikirlerimle var
oluyorum. Karşımdaki kişiyi dinlemeyi öyle ezberletmişim ki kendime iç sesimin
tonunu dahi unutmuşum. Fark etmem gereken hiçbir şeyi fark edememişim.
-Mesela kahvenin üç dakika içerisinde taştığını kaçırmışım
gözümden, körmüşüm.
Tatlı kaşığının kahve kavanozunun içinde dolaşırken çıkardığı sesi
hiç duymamışım, sağırmışım.
Boş bir evin akustiğinde söylediğim şarkılardaki sesimin
titreyişini hiç fark edememişim. Çünkü bu zamana kadar şarkı söylememişim, sağırmışım.
Kahve karıştırılıp ocakta kısık ateşte bırakılınca kalın bir köpük
tabakası oluşturuyormuş. Ben salona bir an önce dönmek içip hep harlı ateşte
pişirdiğimden bunu da idrak edememişim.
Zaten kahvenin pişme ve içme sürelerini de hiç ilişkilere
benzetmemişim, akılsızmışım...
Yavaş pişen kahvenin tadı da harlı ateşte pişenden kat kat daha
lezzetli oluyormuş.
Yavaş başlayan ilişkilerin keyifle, şevkle, bağlılıkla
ilerlemesiyle, hızlı başlayan ilişkilerin giriş ve sonuca dönüşmesine
benziyormuş.
Fincana ilk dökülen kahve her zaman cezvedeki en çok köpüğü
topluyormuş diğerlerine hep az köpük kalıyormuş ,aynı ilk aşka bütün sevgimizi
vermemiz daha sonra akıllanıp kendimizi daha az belli etmemiz gibi.
Aslında bir kahvenin pişirilmesi bile çokça emek istiyormuş. Suyu
ve kahveyi ölçülü koyup sabırla beklemek gerekiyormuş. Fincana dökülen kahve
başka bir şeye odaklanıldığı için bırakılınca soğuyuveriyor ve ne yazık ki bir
kahve soğuduğu zaman yeniden ısıtma şansın asla olmuyor. Ya onu döküp bir daha
kahve içmeyeceksin ya da yenisine emek vermek için bir kez daha zaman
harcayacaksın.
İlişkiler de başka bir odak noktası çöktüğünde soğuma potasına
giriverir ve bir daha ısıtma şansın olmaz, zaten ısıtmayı başarsan bile ne
baştaki köpüğü olur ne de aynı tadı aynı zevki alabilirsin. İyisi mi dökersin
lavabonun içine ya cidden yeniden denemezsin ya da soğuyana elveda deyip yeni
bir ilişkiye emek vermeye kalkarsın.
Ne çok şeye benzetebilirim ilişkileri kolaylıkla. İnsanı anlamak, insana bir şeyleri betimlemek ne kolay oysa...Aklımdan yalnızlığım sebebiyle mi geçiyor bunlar? Neden bu zamana kadar ilişkim varken hiç bunları fark edemedim mesela? Neden kör,sağır,dilsiz ve akılsızdım.Benim düşüncelerimi susturan karşımdaki birey miydi yoksa bu sadece kendi aptallığım mıydı?Peki bir insanın, insanlar arasında geçen duygusal bağları bir içeceğe benzetmesi ne kadar akıllıcaydı?Ya da kendi sesimi dinlemeyi delirdiğimi düşündüğümden mi susturmuştum? Özlemimi bastırmak için daha ne kadar kötüleyebilirdim ilişkileri?Karşı cinsimdeki insanlara daha ne kadar nefretle bakabilirdim?Kalbim,aklım ve hormonlarım daha ne kadar dayanabilirdi bu yalnızlığa?Sahi o ne yapıyordu acaba şu an?O kim, o aklımdaki mi kalbimdeki mi yoksa sadece benim yücelttiğim kimse mi ?Cidden ben böyle gecelerde kendimi tanıyorum diye mi kendimi dinliyorum yoksa karşımdaki insanları mı tanımaya başlıyorum. Niye beraber yaşadık ki mesela? Ben deliriyor muyum?Telefonum mu çalıyor?İyi de bu saatte kim arar beni?
(Ekranda görülen Cenk yazısı)
Ve bütün düşüncelerin yerini yeniden alan sadece karşındakini
dinleme yetisi...
Üzgünüm ama soğuyan kahve ısıtılmaz...
İBK.