ALIŞILAGELMİŞ I-II-III

 

  I.

 Neden böyle oldu bilmiyorum...Ne zaman buluşsak gittiğimiz o monotonlaşan tepeye gidiyorduk yine. Alışılagelmişin dışında hiçbir durum yoktu ama yan koltuğumda araba kullanan adam bana fazlasıyla yabancı geliyordu. Evet, o benim sevgilimdi, benim Semih'im değildi sadece Semih'ti.

   Neydi beni ondan geri çeken? Neydi suratıma yalancı bir tebessüm yapıştırıp dişlerimi sıktıran?

Arabada konuşmalar dönüyordu ama ben son ses olan müziğin ne olduğunu bile  çözemeyecek kadar sağırlaşmıştım. Sesim asla çıkmıyor ama benliğim avaz avaz ' eve gitmek istiyorum!' diye bağırıyor. Bu koltukta oturmak beni hiç bu kadar 'el' hissettirmemişti şimdi ne olmuştu da Semih'e sadece gizli gizli bakacak kadar cesaret buluyordum? Arabada herkes olduğunca eğleniyordu ama ben sadece eve gitmek istiyordum. Oysa aklımdan çıkan bir şey vardı, eve gitmeyi ne kadar kaçış yolu görsem de Semih'ten kaçamayacaktım. Gidebilecek bir yerim yoktu, mecburdum bana yabancı gelen bu adamla aynı yatağa girmeye.

   Oysa ne kadar huzurluydum, evim bellemiştim ama ona karşı  olan duvarlarımı yıkamıyordum, bağlanamıyordum işte...Tıpkı onun yaptığı gibi...Beraberdik ama aynı yatağı, tenlerini, eğlencelerini, mutluluklarını paylaşan iki insandık sadece aşık değildik...Semih'e bakıyorum, halinden gayet memnun, kızlara doğru dönmüş hararetle gülerek bir şeyler anlatıyordu onun gülüşüyle mutlu oluyordum ,bu hayatta sadece onu mutlu görmek istiyordum ama eksik olan bir şeyler vardı ben ona karşı ne hissettiğimi bilmeyecek kadar aptallaşmıştım.

   Ayrılmamız gerekiyordu belki de ya da hiç sevgili olmamalıydık. Okuldan arkadaşlar vasıtasıyla tanıdım onu. Çocuklarla buluştuğumuzda bir anda masaya gelmişti laf lafı açtı derken kafalarımızın ne kadar uyduğunu fark edip samimi birer arkadaş olduk  belki de öyle kalmalıydık...Ama Semih'in çekim gücü bir gün beni ele geçirmişti işte...

   Çevreme tamamen girmişti Semih, kızlarla arkadaş olmuş artık benden önce bir yerlere o davet ediliyordu. Kızlar bir gün beni arayıp yanlarına çağırdılar. Ben her zaman ki gibi neyi bulursam giymiş geceden kalmaydım yine her zaman ki gibi benden önce Semih’i davet etmişler, masaya gelince fark ettim. Omzuna bir yumruk çakıp 'Ne haber ya?' deyip masaya oturdum. Kızlar yine halime söyleniyordu. Saçlarım birbirine karışmış makyajımın yarısı yastığımda yarısı göz altlarım da kalmıştı. Semih beni kaldırdı tuvalete götürdü n'oluyor ya diye tepki bile veremeden omuzlarımdan sıkıca kavrayıp  aynaya çevirdi beni 'Halinin farkında mısın? Kendine eziyet etmekten başka bir bok yemiyorsun!' diye ağır bir çıkış yaptı. Omuzlarımda ki elini itip 'Bundan sanane Semih!' diye bende çıkıştım. 'Yüzünü yıka İklim!' deyip yüzümü zorla kendi yıkadı. Sonra saçlarımı düzeltip koluma girip masaya geri oturttu. Sinirlenmiştim ama birinin beni sarsmaya kalkması, birinin beni düşünmesi istemsizce hoşuma gitmişti. Hoşlandım tavrından ama hoşlantının geçici olduğunu adım kadar iyi biliyordum. Kızlar sohbete dalmışken 'Beni eve götürür müsün?' diye sordum Semih'e evet anlamında başını salladı, gülümsedi. Kızlara işimiz çıktığını söyleyip kalktık masadan. Arabaya bindiğimizde 'Eve gitmek istemiyorum' dedim. Sadece suratıma baktı, burnumun dibine dibine girdi tehlikeli sularda yüzdüğünü fark edercesine hiçbir geri adım atmadan 'Neden?' dedi, kendime söz geçiremeyip öptüm onu. Geri çekilip eve sürdü arabayı, evime girdik...

   Semih, evimin halini görünce 'cidden burada yaşayabiliyor musun ya?' dercesine suratıma baktı. Önüne bir kadeh koyup rakı doldurdum, rakıya asla hayır demediğini biliyordum ama o her şeyi boş veren adam yokmuşçasına beni şaşırtıp elinin arka yüzüyle rakı bardağını itip, kolumdan tutup beni yanına oturttu.

  'Sana çok değer veriyorum, kendine bunu yapmayı bırak artık İklim. Artık tek yaşama mesela -yek geldim ben yek gideceğim- diye diye hayatını bitiyorsun farkında değilsin! Bırak insanlar senin benim gördüğüm yanını da görsünler, hayatın yaşanabilir olduğunu fark et artık İklim! On gün evden çıkmayıp yazı yazmakla uğraşıp kendini bira şişeleriyle avutuyorsun , üç beş orospu çocuğu tanıdın diye canının yanmalarını alkolle avutmaya çalışıyorsun. Alkol yara kapatmaz İklim, sadece mikrobu temizler senin mikropların zaten hayatından çıktı gitti artık oraya sargı bezi lazım bunu kabullenemiyorsun. Viyana'nın surları gibi duvarların var, ben artık Osmanlı gibi sürekli kuşatıp elim boş dönmek istemiyorum yaşa artık şu hayatı benimle, paylaş  içindekileri, indir şu koduğumun duvarlarını gözünü seveyim ya! Hayatımda ilk defa kendimden başka bir insanı düşünmek istiyorum ben. Bunu bana çok görme ya!' dedi. Hiç bir şey diyemedim sadece susup boynuna sarıldım. Kokusunda bir şey vardı, bana her şeyi unutturuyordu...

Bir anda hiç hazır değilken bir ilişki içinde bulmuştum kendimi. Hem de bir insanı boktan yaralarımın sargı bezi olarak kullanarak. Düzenimi bozuyordu ,evimi topluyor, yazılarımı topladım ayağına ortalıktan kaldırıyordu. Dolaptaki biraların yerini sütler ve portakal suları almıştı. Her yere savrulmuş sigara paketlerimi ortadan yok ediyordu. Sırf yazmamı engelliyor diye bir çok kez kavga  ettik ama her seferinde beni etkisi altına almayı başarıyordu, her kavganın sonu yatak odasın da bitiyordu, çünkü beni tanıyor ve nerede özgür hissettiğimi biliyordu…

  Belki de bundan sıkılmıştım daha 20 yaşındayken baskı altından kaçmak için hiç bilmediğim bir yerde okumaya gitmiş bir daha da eve dönmemiştim şimdi bir başkasının esiri olmak beni yıpratıyordu. Yıktım sandığım duvarlarım yeniden örülüyordu, Semih'e olabildiğince uzaktım... Lise çağlarımda kendimi odama kapatır evdekilerle konuşmaz onları yıpratırdım şimdi aynı işkenceyi Semih’e yapıyordum çünkü beni boğuyordu.

   Ayrılmak istiyordum ama daha önce kimseden ayrılamamıştım daha doğrusu fırsatım olmamıştı, ben her zaman terk edilen taraf olmuştum. Şimdi nasıl olurdu da beni sarıp sarmalayan huzurum olan, sadece benim için çabalayan bir adama 'GİT!' diyebilirdim ki...

   Kafamda düşünceler dolaşıp dururken  kızların tekele gitmesini fırsat bilen Semih bana dönüp     ‘Ben artık yapamıyorum İklim.’ dedi…

 

 

 

 

II.

‘’Ben artık yapamıyorum İklim’’ doğru duyuyorum. El hissettiğim ama aynı evi paylaştığım, git dediğimde gitmeyen, beni çukurdan çıkarma pahasına bir taraflarını yırtan adam mı söylüyordu bunu? Kalakalmıştım, kızların arabaya binmesiyle çıkan kapı sesiydi beni kendime getiren. Semih susmuş yalnızca bana bakıyordu, gözleri iyi değilsin ama burada, kızların yanında bir şey söyleme dermişçesine bakıyordu, ses çıkarmadım. Kızlar ‘’Bu geceyi burada geçirmeyelim, sahile inelim’’ dediler, fırsat yakalamıştım. ‘’Beni aşağıda bırakın taksiyle eve geçeyim editöre mail atmam lazım unuttum.’’ dedim. Semih yalan söylediğimi anlamasına rağmen şaşkınlıkla bakıyordu yüzüme. Sesim titremediği, gözlerim dolmadığı, sanki hiçbir şey olmamışçasına konuştuğum için... Aşırı kolay yıkılan beni, yıkamadığı için şaşkındı. Beyni şok etkisine girmişti. Onu hiç sevmediğimi, değer vermediğimi, zaten onu hayatımda istemediğimi düşünüyordu...Dili söylemese de vites topuzunu kavrayışından, sert vites geçişlerinden, yola kaşlarını çatık bakmasından ve işaret parmağındaki dikiş izini baş parmağıyla sıvazlamasından anlamıştım. Ne zaman üzülse bunu yapardı. Onu ondan iyi tanıyordum ve o bunu hiç bilmiyordu çünkü bunu bilmesine hiç izin vermemiştim.
Ne demişti bana ilk sevda depreminde: ’’Üç beş orospu çocuğu tanıdık diye canının yanmalarını alkolle avutmaya çalışıyorsun. Alkol yara kapatmaz İklim, sadece mikrobu temizler senin mikropların hayatından çıktı gitti artık oraya sargı bezi lazım bunu kabullenemiyorsun!’’
Oysa bu yüzden hiç onu ne kadar iyi tanıdığımı bilmiyordu, üç beş orospu çocuğu sınıfına girmemesi için siktir olup gitmemesi için!
    Eve girdiğim gibi yatağıma uzandım, bizim yatağımıza, Semih’in bir daha girmeyeceği yatağa...Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek düşündüğüm saatler önce uzaklaştığım, el gördüğüm adamın evimize yeniden gelmesiyle her şeyi unutacağımızdı.
Bu ‘Ben artık yapamıyorum İklim’ cümlesi el gördüğüme bağlanmama sebep olmuştu. Meğer eski ilişkilerimde bana yaşatılanları ben Semih’e yaşatmıştım, meğer ben de can yakanlardan olmuştum.
    Sabah sol yanım boş uyandığımda, gece kurduğum hayallerin gerçekleşmediği gerçeği vurdu yüzüme .Semih bir daha hiç girmedi o yatağa, evin kapısının eşiğinden dahi geçmedi, tek bir eşyasını dahi almadı... Eve Semih’in adına gelen tek şey faturalarıydı, onlar da bir ay sonra kesti gelmeyi...Birbirimizi hiç aramadık, ben Semih’i hiç içimden alkolle atamadım. Son sesini duyuşum o tepede kalmıştı. Ayrılık için buluşmayı bıraktım, aramadı bile... Kalemiyle anlattı bana ayrıldığımızı.
Ayrılığımızın ilk haftasında bir kargo geldi Semih’ten, paketin içinden iş bankasının dünya klasikleri serisi çıktı bir de mektup...

İklim, çok sevdiğim, katlanamadığım, ele avuca sığmayan İklim...
Hayatta tek amacım mutlu olmak ve mutlu etmek olan bir adamdım ben seni  tanıdığımda ama artık sadece mutlu olmak istiyorum... Seninleyken anladım ki mutlu etmek bir süre sonra mutluluklarını çalmaya başlıyormuş. İlişkimiz boyunca salıncak sırası bekleyen bir çocuk gibi mutluluktan uçma sırası senden bana geçecek diye bekledim ama sen bencil bir kız çocuğu gibi o salıncaktan hiç inmedin. Hayatını değiştirdim, düzenini yıktım, yaşamına bir sebep katmaya çalıştım yine de sen beni o sebep görmemek için yemin etmiştin. Bütün o erkeklerden almak istediğin intikamı benden almaya kalktın. Bir kez daha yanlış yaptın İklim. Yek mi geldin yek mi gideceksin bilmiyorum artık tek bildiğim bensiz gideceğin. Evden hiçbir şeyimi almayacağım seni hatırlatacak hiçbir şeyi yanımda istemiyorum. Artık istediğin zaman çirkin diye bir kravatımı daha atabilirsin, kızacak  bir Semih olmayacak.
Seni mutlu etmeye çalıştığım için üzgünüm İklim...
Ben artık mutlu olmaya seni unutmaya gidiyorum. Yokluğumda okuman için sana bu hediyeyi yolladım yazmanda alkolden daha yararlı olurlar...
Hoşça kal

-Semih’’

    Semih’in ilk ve son yıkan açıklaması buydu. Beni yıkan en büyük şey bu olur sanmıştım  6 yıl önce, öyle olmadı...
6 yıl boyunca boşa beklediğimi bilmiyordum onu...Semih gerçekten mutlu olmaya  gitmiş. Duyduklarıma göre nişanlandığı kız onu benden sonra düştüğü çukurdan onun beni çıkardığı gibi çıkarmış, mutlu etmiş...Kız mutlu ediyor diye Semih ben gibi davranmamış mutluluk salıncağında bencillik yapıp kalmamış, her şeyini eşit paylaştığı gibi salıncak sırasını da eşitlemiş...

 

 

 

 

 

III.

 Bir mektup...

    

Merhaba İklim,

Merhaba benim ben olma sebebim ,hayatımı bana armağan ettiği için binlerce teşekkürü borç bildiğim…

Şaşkınsın, biliyorum zira bir anda hayatından çıkıp giden ve gitme sebebini bile tam anlayamadığın bir insandan bir anda yeniden haber almış bulunuyorsun. Artık sana bir açıklamayı borç biliyorum ve belki de söylediklerim senin de hayatını etkiler diye düşünüyorum. Sen benim şu kocaman dünyada orta yaşıma gelmenin yarısındayken aklımı başıma getiren diğer yarımsın. Diğer yarımsın  çünkü aslında sen bir nevi bensin bazen senin hayal olduğunu içimde yaşadığım bir çatışma olduğunu düşünüyorum. Belki ben de senin içinde yaşadığın bir çatışmadan ibaretimdir. Hayat tuhaf bir terazi gibi ne kadar kaybedersen ve kaybetmeye kodlanırsan o kadar kaybetmeye devam ediyorsun ve akıllıysan bu teraziye kaybettiklerini değil kazandıklarını koyuyorsun, ben seninleyken hayata hep olumsuz bakmıştım. Sen benim olmak istediğim aslında olduğum ama herkesten sakladığım insandın. Kaybetmiştim, kaybettiğime o kadar inanmıştım ki hayatımı kaybeden bir insanla birleştirmeyi düşünüp belki mutsuzluklardan bir mutluluk çıkarırım diye düşünmüştüm. Mutsuzluk sıfır ile bir sayının çarpılmasından ibaret, ne ile çarparsan çarp sonunda hep sıfır kalıyor, ben bu tezi çürütmeyi denedim. Sana bağırdığım günü hatırlıyor musun? Halinin farkında mısın? Kendine eziyet etmekten başka bir bok yemiyorsun!' ben sana bu cümleleri söylerken kendimin, kendi halimin farkında mıydım acaba?

Sana yaşa ulan şu hayatı deyişlerimi hatırlıyorum ben yaşamıyordum ki bu hayatı. Perdenin arkasında durup gökyüzünü görebilir misin? İlla gökyüzünü görmek için perdeyi aralaman hatta camdan dışarı sarkman gerekir. Biz seninle perdenin arkasında durup sorunlarımızı halı altına süpürüp durduk, ben artık gökyüzünü görmek istediğim için gittim. Çünkü sen gökyüzünü hiç merak  etmiyordun.

Hayata bakış açımın değiştiği gün yaprakların konuştuğunu işittim ben, sen hiç  biranın asidinden başka bir ses işitmiş miydin bu hayatta? Duymak istersen doğa konuşuyor, yeter ki duymak iste… Sen duymak istediğinde yaprak da konuşur, toprakta… Sen yaşamak istersen… ama öyle ot gibi yaşamak değil zira otlar bile toprağa biz insanlardan daha sağlam basıyor, sen yaşamak istersen hayat sana artık mutsuzlukları değil, mutlulukları getiriyor, mutluluklar  da aşkı getiriyor… Birini sevmek yavaş yavaş oluşan bir şey gibi gelirdi bana, öyle değilmiş İklim. Biri sana bir gün bir bakacak Allah’ını şaşırıp peygamberini arayacaksın ama fark etmeyeceksin de hayatına nasıl girdiğini, sanki yıllardır varmış gibi hissedeceksin sanki çocukluğunda en sevdiğin şekeri onunla paylaşmışsın gibi…Sanki o senin çocukluğunmuş gibi… Mesela acılarına ,yaralarına merhametle yaklaşmayacaksın birini sevdiğinde tutuyorsun dertlerin ucunu atıyorsun sırtına bir kişi olarak değil, bir yürekte iki can olarak taşıyorsun o derdi. O ne görürse onu görmek istiyor, o neye inanıyorsa ona inanıyorsun. Deniz mor dese bir anda denizi mor görecek kadar deliye dönüyorsun. Aşk, zaten biraz hastalık biraz delilik işi… Şimdi diyeceksin ki ne yani aşık olunca mı anladın çok sevgili hayatının değerini? ama öyle değil aşık olduğun zaman anlamıyorsun hayatın değerini, sen hayatın değerini anladığın zaman mutsuzluklarını, dertlerini unuttuğun zaman aşık oluyorsun. Ya iklim yanında iki el ateş etseler o bir çift göz sana bakıyorsa o an su tabancası sanıyorsun. Ben bilir miydim böyle bir hayatın var olduğunu, bilmezdim…Ama artık biliyorum. Ben mutlu olmaya tek başıma gitmiştim, çıktığım yolda yapraklarla konuştum delirdim, bir gün pencereden gökyüzüne bakmak için çıktım ve aşık oldum. Giderken hem kendim mutlu olmak hem de senin mutlu olman için gitmiştim. Ben başardım İklim. Sorunlarla yaşanmadığını, alkolle mutsuzlukların unutulmadığını, sarhoşken mutlu olunmadığını sadece mutlu taklidi yapıldığını öğrendim. Sana da bunları anlatmak eğer hala o sıkıştığın ergenlik bunalımına benzer bunalım içerisindeysen hala alkolün yara kapattığını, alkol almadan yazamadığını, sabahlara kadar uykusuz kaldığında daha dinç olacağını düşünüyorsan hayatın bu olduğunu bil diye. Sana  ‘’Yaşa bu hayatı’’ diye bağırmaya hakkım yoktu o zamanlar. Artık diyebilirim yaşa bu hayatı İklim. Hayat, yaşamayı bilirsen yılbaşı ağacının altına bırakılmış hediyeler gibi hediyeler sunacak sana…

Sana bu hayatta en çok mutluluk dilerim.

Hoşça kal.

Semih...

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yabani Fesleğen

TERCİHLER VAHŞETİN ÇAĞRISI MIYDI BİZLERE?